16 Kasım 2009 Pazartesi

kim-se

sıradan bir gün. duygu yok. günü bir şekilde bitirmiş ve akşamı edebilmiş sonunda. mutfağa gidiyor. dolabın kapağını açıp bardağı alıyor ve yüzü asılıyor birden. hayır, bardak temiz, su da bitmemiş. sürahiden bir bardak su doldurup bir kaç yudum alıyor. yüzündeki ifade her yanına dağılıyor ve bir anda televizyonun sesi, hatta yürürken sürttüğü terliklerinin sesi onu deli ediyor. hışımla odasına gidip kapanıyor. 


-biraz uzaklık bana iyi gelecek...
-kimden uzaklaşıcam?
-bi dakka yaa evde başka kimse yok ki zaten.
-kendim? kendimi ne yapıcam?


elini yüzünü yıkıyor ve başını kaldırdığında o çatılmış kaşlarıyla kendisine bakarken yakalıyor kendini. gözlerini kısıyor ve çenesinden akan damlaları elinin tersiyle silerken kendi zihnini başkasınınkiymiş gibi süzerek gözlerinden okumaya çalışıyor. duyduğu ses ile irkiliyor ve hemen mutfağa gidiyor, tencereye yöneliyor, bir tabak yemek koyup yemeye koyuluyor. başını hiç kaldırmadan sadece önündeki bezelye tanelerini nasıl en az hamleyle bitirebileceğini hesaplıyor. 


ellerini yıkıyor ve kuruluyor. sonra aynadaki kendisine takılıyor gözü. sivilce mi o? yaklaşıyor aynaya ve dokunuyor yüzüne. 


-yoo sivilce değilmiş diyor ve bir kez daha yıkıyor ellerini. kendisine dokunmak rahatsız ediyor onu, belli. 


odasına geçiyor. yere atılmış çoraplarını görüyor, daha dün çıkardığı çoraplar. koca bir kahkaha patlatıyor. onların o birbirlerine dönük ve içi dışına gelmiş hallerine bakıyor. 


sandalyesine geçip kemiklerine batan tahtalara rağmen yerinden kıpırdamadan kitabını okumaya başlıyor. bir kaç saat sonra da yatağına süzülerek ceninden farksız bir halde kıpırdamadan uyuyor.

0 yorum:

Yorum Gönder