+bir.
-peki buyrun geçin istediğiniz yere.
cam kenarında bir masanın önünde başlıyorum dökülmeye. önce çanta çıkıyor, sonra montum. sandalyemin arkasına geçirip oturuyorum. tam o sırada garson gelip menüyü uzatıyor. gülümseyerek teşekkür ediyorum. aç gibiyim ama yemek yemek istemiyor canım. içeceklere yöneliyorum. bakalım sıcak neler varmış. çay, meyve çayları, nescafe, türk kahvesi. hımm. kapatıyorum menüyü ve çantamdan kitabımı çıkarıyorum. henüz açmıyorum, önce bir sağa sola bakıp şu çocukluktan kalma alışkanlığımı yerine getiriyorum. garson geliyor;
+bi nescafe alabilir miyim? sütlü lütfen.
-peki efendim.
gülümseyerek yolluyorum garsonu. camdan dışarısını biraz seyrettikten sonra kitabıma yöneliyorum. hımm bu cümle güzelmiş. kitabın arasındaki kağıdıma not alıyorum sayfa numarasını. kitap bittikten sonra şu içinde toplama cümlelerimin, mini hikayelerin olduğu defterime geçireceğim.
kahvem geliyor, bir yandan içip bir yandan okuyorum. bulunduğum yerdeki müzik rahatsız edici değil. etraftaki insanlar ise az olmalarından mıdır neden pek sessizler. kendi masalarında, karşı sandalyede oturanla ilgileniyorlar sadece. dinginlik hakim her yanıma, her yana.''
kendine yetebildin mi? yalnız kaldığında illa arayacak birine mi baktın? etrafa şapşal şapşal bakarak yürüyen biri olabildin mi? yalnızlık alışılan bir şey mi yoksa içte mi vardır?
yalnız kalmayı seviyorum. bazen uzaklaşamaya kadar varıyor bu durumum. tek başıma yürüyüp, yorulunca bir yerde oturup etrafa bakmanın, telaşı izlemin tadı pek bir şerbetlidir. her ne kadar kaknem suratlı biri olsam da, şehir yoğunluğunu sevsem de bazen esnafla ilişki kurmayı seviyorum. başkadır yeri. sanki yıllardır tanıdığın biriymiş gibi muhabbet edersin, kolay gelsin derken bunu laf olsun diye demezsin.
durakta beklerken konuşurum bazen yanımdaki yaşlıyla. o da konuşkan biri ise değmeyin keyfime. yol bitene dek konuşulmayan şey kalmaz. cihan kılıç'ın çizdiği gibi; dede anlatsana ya sizin zamanınızda beyoğluna takım elbisesiz çıkılmazdı değil mi? dede büyükannemle nasıl tanıştın bari onu anlat.
işte böyle, yürürken bir insanın başına ne gelebilir ki demiyorum. yanımdan geçen, karşımdan gelen, arkamdan kovalayan onlarca hayat var ki onların arasında yalnız kalmak ne mümkün aslında. her birine bakıp yüzlerinden alınan bir mimikten türlü türlü anlamlar çıkarılır. kendiminkinle benzer yanlarına bakarım. kendime bakarım.
zincirlemeyi seviyorum. aynı anda birden fazla şey düşündüğüm zaman oluyor genelde bu. çağrışımlarımın arasında dolanırken belki normalde keşfedemeyeceğim şeyler bulabiliyorum. bu araştırmacı ruh falan değil, merağın küçük çaplı etkisi.
müzikten anladığımı sanmıyorum. kulağıma melodisi güzel geleni dinlerim. takip ettiğim bir kaç tane sanatçı, şarkıcı vardır. gerisinin adını bile zor tutarım aklımda. bu yüzden müzik türlerinden de çok anlamam. ama yeni bir tür keşfettim; ''lounge''. düşle gerçek arasında geçişler yaşatıyor. kimi şarkıda daracık bir elbise topuklu ayakkabılar giymiş en leziz şarabın tadına bakıp yemek yerken hissettiriyor, kimi şarkıda yumuşacık bir yatağın içinde yastığa sarılmış gibi gevşetiyor, kimi şarkıda ise afrodizyak etkisi yaratıyor bünyede. gerçekle yüzleştirdiğinde ise içinde bulunduğun anın tadını çıkarttırıyor. enerji dönüşümü gibi. henüz çok taze bir dinleyici olduğumdan bir isim veremeyeceğim. radyodan dinleyerek iyice sindirmeye çalışıyorum. 102.0 frekansından ulaşılabilir. en bilineni de bu zaten;)
ha bu arada uzun zaman oldu ama söylemeyi unuttum, saçımın rengini değiştirdim. ve sonunda son istediğim renge ulaştım sanırım. değişmemesini umuyorum. bir de topuklu ayakkabının ne kadar zor olduğunu anlatamam. ancak başarmama az kaldı.
aslında ciddi bir birikimle gelmiştim yazmaya ama yaklaşık bir buçuk saattir oyalana oyalana yazıyorum. şu an shuffleımda bir sürü şarkı var eskilerden bir karma yaptım, salak bir sırıtış var yüzümde ve aklımda yine kırk tilki birbirini kuyruğundan yakalamaya çalışıyor.
not, ekleme, saatler sonra gelen düzeltme ya da nasıl adlandırırsan işte; hayatımın filmi diyebileceğim filmi izledim; one flew over the cuckoo's nest. oyunculuklar muhteşem. her biri öyle güzel oynamış ki gerçekliğine inanmamak mümkün değil. tekrar tekrar izleyebilirim. film hakkında başka bir şey demek istemiyorum. spoiler olmasın. çünkü hepsini anlatabilirim. bayıldığım sahneleri falan. ama en beğendiğim filmlerde ilk sırada şu an.




0 yorum:
Yorum Gönder