7 Nisan 2010 Çarşamba

korku(luk)

korku filmlerinin korkutan yanı (müzikleri saymazsak) bir sonraki sahnede ne olacağını bilememek değil midir? bu tür filmlerden bir cümle gelsin o zaman ve pekişsin: ''ışığa git!'' kontrol edilemeyenden, hakimiyet kurulamayanlardan korkulur. ölüm de bunlardandır. yeri, şekli, zamanı bilinmediğinden hiç gelmemesi istenir. ışığı içine çeken siyahla bütünleştiriliverilir. saklanmak istenen duygular, görülmesi istenmeyen sırlar vardır. o zaman ölene sadakatsizlik edilmiş olunmaz mı? bu yüzden aslında beyazdır ölümün rengi. tamamen saftır. 


ölen birinin ardından ağlamak ise, daha çok kendini onun yerine koymaktan ve kendini sorgulamaktan ileri gelir. kendisi için yapamadıklarını fark eder. bu yüzden de ölüm çoğunlukla birilerinin hayatında dönüm noktasıdır. yas tutmak ise; kişinin artık hayatta olmayacağını fark etme ve onsuzluğa alışma evresinin başlangıcıdır. 


her zaman bitiş değildir ölüm. inanan için sonrası da vardır ve sürprizlidir. bir diğer olmayan bitiş ise; sadece hayatın son bulmasıdır. kişi günlük yaşamında giderek(uzun vadede) ölen kişiye benzemeye başlar. farkında olmadan onun sürdürmek istediği hayatı yaşamaya başlar. kimi zaman onunla kendi içinde savaşır, kimi zaman da ona sığınır. 



p.s: daha uygun bir fotoğraf düşünemedim. perfume: the story of a murderer filminin afişlerinden biri.

2 yorum:

FKH dedi ki...

ölüm bazı zamanlar kurtuluştur aslında. sadece kurtulduğum şeye bakmak lazım..

hypnos dedi ki...

ölen kişi için evet. belki yakınları için de öyle olabilir. bir dahakine bunu düşüneyim bak, iyi fikir;)

Yorum Gönder