saçlarımı kestirdim. taze taze bildiriyorum. iki senedir olaylı bir şekilde kullandığım saç kesimimden sonra şimdi ise biraz daha hareketli(kuaför kardeş öyle dedi) bir kesimim var. ha onun için hareket kelimesinin anlamı bu ise benim bir kaç sene önceki saç kesimime ne derdi merak etmedim değil. neyse demem o ki saçlarımın boyunda kısalma falan olmadı sadece model değişti özeti bu. ha sevgilimden ayrılmadım, depresyonda değilim, kendimden hoşnutsuz da değilim, her şey yolunda! (kadın-kuaför bağı kurulmasın mümkünse) zaten yapı itibari ile kuaför sevmeyen biriyim. onların göstermelik samimiyeti, birbirleriyle olan yapış yapış muhabbetleri hoşuma gitmiyor.
geçen yazımda da bahsetmiştim; okulla olan bağımı bir düzene oturttum diye. yine bahsediyorum bundan çünkü büş'ümü seviyorum!=) ancak woody allen ve cengiz abazoğlu karması tipli adamı görmeyi çok da istemiyorum. hüf! nasıl kafam basıcak da vericem bu dersi :S
bir ara (kafamın tamamen boş olduğu) zaman hesaplaması yapmam gerek, o zaman daha netleşicek bu paragrafta anlatmak istediğim ve o zaman da bu kısma bir edit gelir ya da yeni yazımda bahsederim bilemedim henüz. demem o ki o hesaptan sonra da anlaşılacak ki bunca yıllık ömrümün büyük kısmı yollarda geçti. ciddi anlamda büyük kısmı hem de. işte bu yolculuklarım da benim en çok kendimle kaldığım (ki bi insan aslında hem yalnızdır hem de değildir aslında) zamanlar oluyor. üstelik yolculuk fikri de hep bir uzaklaşma ve yenilik içerdiğinden düşünebilmem için ideal ortam halini alıyor. ve sanırım bu yüzden ben yol konusunda bu kadar berbatım. aynı yerden on kez de geçsem burdan geçtik mi diye sorarım. hem yolda bir şeyler düşün ve ona yoğunlaş hem de yolu öğrenmeye çalış, cıks benim harcım değil bu. yirmi dakikada bile aklım bir anda bir şeylere yöneliveriyor. sağa sola ne meyilli bir insan oldum çıktım yahu:P
boğaz köprüsünden geçerken denize bakmayan insanlara şaşırıyorum. hani her gün ben burdan geçiyorum zaten yaa bıktım senden tripleri ile denize limon ekşiliğinde bakan yüzün önündekine yoğunlaşmasını görünce sinirleniyorum. milletin koşa koşa geldiği ve hayranlıkla baktığı bir yerde olup da onu böyle küçümsemeleri hoşuma gitmiyor. evet her gün geçiyor olsam da denizden ya da köprüden hiç fark etmez boğaza bakmanın tadını çıkarıyorum. çünkü istanbulun en sevdiğim yerlerinden biri burası. üstelik burayı katlanabilir bir yer yapan özelliği de.
bu arada yeni yeni enfes şarkılar dinliyorum her zamanki gibi. kokulardan bahsetmiştim ya, işte parfümde ikiye indim. bu dönemde hem karakteristik kokularımdan biri olan clinique ile yıllardır hukuğumun olduğu sib olabilirim ya da o gün biraz etraftan kaçmak isteyip envy me nin arkasına sığınabilirim. bu arada bu envy kelimesinin nasıl telaffuz edildiği konusunda çeşitli hipotezler var, bilenden öğrenip teori sonra da kanun etmek isterim=)(lise bir biyolojisine dair herkesin aklında kalmıştır bu konu sanırım)
aklıma gelmişken sorayım; başkalarının da (yazar burda bayrağa değil sana sesleniyor ey okur) bir günlük kaçamaklarında neyin arkasına geçtiklerini, neyi kendilerine paravan ettiklerini merak ediyorum. hani öyle büyük bir şey değil sorduğum benimki gibi bir koku ile ya da bir kıyafet ya da makyaj işte.




2 yorum:
sanırım böyle bir anda yazılan yazıların tası bambaşka oluyor.. bu da onlardan biri işte.. ne güzel demişsin; "boğaz köprüsünden geçerken denize bakmayan insanlara şaşırıyorum!" bu lafı çerçeveletmek için senden izin istiyorum :)
bu arada şarkı önerilerini aldım :) hatta iniyorlar şimdi.. sağol :\
bu tarz yazdığım zaman ''ce'' yapıp saklanmış gibi hissediyorum.
çerçevesi ceviz ağacından olduğu sürece kullanabilirsin tabi=)
şarkıları sık sık yenilemeye çalışıyorum. bunlar bu ara en çok dinlediklerim. beğenmiş olmana sevindim.
Yorum Gönder