31 Ekim 2009 Cumartesi

ekim

nasıl anlatsam nerden başlasam... kaç kişiydik o zaman.. bodrum bodrum... aslında bilir misin bodrumu hiç sevmem. 


hava 14 derece. hissedilen 10. kuvvetli sağanak yağışlı. trakyada karla karışık da olabilir. peki benim dışarıda ne işim var? tüyap kitap fuarı 31 ekim 8 kasım arasında. bugün ilk günüydü. sabah maltepede öyle bir trafik vardı ki şoför ara yollardan gideyim dedi ama yine de fenaydı. metrobüs desen ilk kez kullandım, iki adımda bir hebele höbele için ne taraftan gidicem, hebeleye gidiş burdan mı diye sordum. bir yandan da sora sora bağdat bulunur diyip gülüyorum gevrek gevrek. kendimi kaptırıp bağdat'a gideceğimi sanıyorum o olmadı zaten sora sora dünya turuna çıkıcam. 6371 km çaptaki dünyayın etrafında tur atıcam. bazen sokakta öyle şeylere dalıyorum ki... 


yola bakıyorum, buralar tanıdık geliyor... halbuki daha bu yaz sonunda annemlerle sahil turu yaptığımızda geçmiştik. babam anlatmıştı neresi neresi diye. beheyy. kimin aklındaki kalır ki? vee son durak; avcılar. basamaklar ve karşımda. ne kadar zaman olmuştu? saymamak en iyisi değil mi? ama uyumsuz bir şeyler vardı, garip... hissediyorum ama adlandıramıyorum. mavi gibi buz sanki. sarıldım.. nasıl da özlemişim. 


fuara giriş. öncesinde sabah kahvesi olmalı. bir sigara da ilişmiş. yağmur damlaları var, rüzgarın sesini ise hiç katmıyorum. iç sesimle konuşuyorum. fuar kalabalık ama çok da değil. önce bir ısı dengesi, sonrasında yavaş yavaş turlamaya başlıyoruz. elimde yerleşim planı ama bakmıyorum bile. aradığım bir şey yok. uykusuz standında oyalanıyoruz. imza günü varmış. ama kimsecikler yok ortada. kuyruk oluşmuş bile. sanırım 4 salon dolaştık. her birinin içinde dört döndük. can'a kitap baktık. hediye bir kitabım var. zamanı gelince kendisi şimdi beni oku diyecek eminim. sel yayıncılığı görünce hemen aklımdakileri buluverdim oradan. truman capote ordaydı. yanına da bir iki tane. aslında bıraksan hepsini alabilirdim. bir ara başımı kaldırıyorum gözüm sol tarafa takılıyor. mutluyum bulunduğum yerde. yanyana koltuklara oturup ayaklarımızı da önümüzdeki sehpalara uzatarak elimizdeki kitaplara bakmak, sonra onun aldıklarına bakmak nasıl da keyifli olurdu tam da o an. içinden rastgele bir cümle seçip onun üzerine hikayeyi şekillendirsek ya da yeni bir hikaye yazsak. bir cümle o bir cümle ben. yazmayı beceremesem de, okumayı çok çeşitlendiremesem de... evet gerçekten iyi bir yazar değilim, sadece yazıyorum. yazdıkça artar ya da eksilirler diye. 


evin yolunu tutuyoruz, öyle bir rüzgar var ki uçabilirim. etrafa zaten bakamıyorum. annesi kapıda karşılıyor. can'ın sesi geliyor içerden, sonra da kendisi. aman tanrım! nasıl da tatlı bir çocuk o öyle. mıncıklanmalık! üstelik huysuzluk da yapmıyor. yaşına göre de iyi gelişiyor, pırıltılar da fazla. genetik=) kıskanılmalık bir kitaplık! öylece bakakalıyorum. bilmediğim isimler ne çok. acaba? 


geç olmadan gitmem gerek. laflıyoruz havadan sudan yolda. hoş, daha çok geveliyorum. teşekkür ediyorum, tekrar. yol uzun. trafik fena... şarkılar çalıyor öyle. arabaların stop lambaları beynimdeki fikirler gibi biri ordan biri burdan yanıyor. sonunda kendimi evde buluyorum. ve gün bitiyor. hava da nasıl soğuk. 


o sessizliklerin sebebi hava aslında. rüzgarın uçurduğu atkımla boğuşmaktan, havaya karışan uğultusundandı. alışık değiliz kışa. olaydı şimdi ılık bir yaz akşamı bak nasıl da konuşurduk ikimiz de. bir dahakine...

0 yorum:

Yorum Gönder