24 Ekim 2009 Cumartesi

sabah serinliği

başından, sonundan, arasından, köşesinden, kıyısından ya da taa ilk adımlarından. bir yerinden oyuna girmek gerek. sen hiç ip atlarken karşılıklı geçmiş iki kişi ipi çevirirken oyuna girdin mi? girmediysen giremezsin artık!  


seri, sert ve göle atılmış taşın yaydığı halkalar gibi dağılan acı ve uyuşma. uzun, ince parmakların arasından yüze yansıyan güneş ışınları gibi rahatsız edici. yol yürümemek için binilmeyen minibüsün arkasından asıl beklenen minibüsün geç gelmesiyle oluşan öfke. bir su şişesinin kenarlarında kalmış ve aşağıya inmek istemeyen damlalardaki bağlılık. kendini grubun beyni sanan vokalin sesindeki kırıcılık. bir kedinin patisinin altında kalmış yoncaların büküklüğü ama yine de oraya tutundukları güç. mermere dökülmüş asidin deliciliğindeki hız.tutulmayıp da hissettirenler, baktıranlar, anlattıranlar. daha önce hiç duyulmamış şarkının anlattığı, bilmediğin hikayedeki kahramanla benzerliklerin. görmediğin birine anlattıklarının arasına sıkışmış hayaller. kapalı kapıların arkasında yaşanmışların şahidi duvarlar. lastik topun patladığı anda elde kalanlar. arkanı döndüğünde el sallamanı bekleyene duyduğun pişmanlık. görmeseydim dediğin birinin gözlerindeki sevgi. neydin ki? yarım saat önce cepten çalınmış ve çöpe atılmış cüzdandaki sahte kimlikteki fotoğraf. bilmediğin birine ait yaratılmış karakter. sevgilinin yanından ayrılıp koşarak gidilmiş sevgilinin boynundaki acı parfümün yalancı sahibi. bir radyo frekansında yakalanmış djden aşk dersleri alan ergen kızın askerlik çağındaki sevgilisi. gözkapaklarının ağırlaşıp kapattığı gözlerin son gördüğü karşı koltuktaki emektar koca. 


içine çokça sokuşturulan duygular, karakterlerle dolu bir roman gibi. sonunda ipi boylayan bir adamın yazdıkları. sana söylediklerim derken aslında söylenemeyenler. 


bazen bir kadın, bazen de bir adam. 




0 yorum:

Yorum Gönder