sessiz alarm dakika sekmeden uyandırdı yine. kapalı bir hava vardı dışarda. rüzgar pencerenin kenarlarından içeri girip uğuldayacak kadar sert esiyordu. okula gidesim gelmedi. tekrar yattım yatağa. yorganı kafamın üstüne çekince ayaklarım açıkta kaldı. hemencik üşüdüler. ayaklarımı örtünce aydınlanmış gökyüzü çarptı yüzüme. lanet ederek kalktım.
her zamanki gibi bir haşlanmış yumurta, iki parmak kalınlığında beyaz peynir, üç dilim ekmek ve altı adet siyah zeytine eşlik eden bir fincan çaydan oluşan kahvaltımı ettim. evdeki sessizlikle mayaladım kendimi. huzur, peri masallarına inananların duygusuydu bana göre. ev telefonunun fişini çektim, cep telefonum zaten bir kaç gündür kapalıydı. beni merak etsinler değildi derdim.
eldivenler ne zamandır dostumdu acaba? diye düşündüm elime geçirirken. sıcak suya ihtiyacım olacaktı. çok kaynak olması şarttı. son zamanlarda sürekli bir şeyleri fırçalıyordum; tencereleri aynaya çevirmiştim, fayansların üzerinde ince çizikler dahi oluşmuştu, saçlarım ise her darbeyle fırçaya avuç avuç dökülüyordu, vücudum kabarmıştı liften, fırçaladığım insanlar ise yüzüme bakmaz olmuştu. hiçbiri umrumda değildi ki. ovaladıkça çıkan sesle bağırıyordum ben. hiçbiri, hiç kimse duyamıyordu.
(resim: peregrine honig)
8 Nisan 2011 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




0 yorum:
Yorum Gönder