1 Şubat 2011 Salı

renksiz

birini tanırdım eskiden. tuhaf bi düzeni vardı. böyle de anlatamam ki nasıl olduğunu. 


-çayı severdi. akşamları çayına kanyak katıp içmeyi severdi. bu zamanda sigarasını da hoş bi anısı olan ağızlığına takar öyle içerdi. 
-zeytinleri severdi ama ev yapımı olanını. 
-çorbayı biraz soğuttuktan sonra kaşık kullanmadan kaseden olduğu gibi içerdi. ''bak şimdi göreceğine şaşırma'' derdi her defasında.
-çok güzel yemek yapardı.
-yeşile çalan iri gözleri vardı.
-yeşil ve haki en çok ona yakışırdı.
-ege kokardı.
-türk filmlerini çok severdi. aynı filmi defalarca izlerdi bazen. ama yalnız izlemeyi severdi. 
-farklı bi müzik zevki vardı. hiç duymadığım şarkıları mırıldanmaya başlardı bir anda. sesi de fena değildi, dinlettirirdi kendini.
-pek konuşmazdı.
-lafbazdı. susmaması için o konuşmaya başladığında hiç sesimi çıkarmazdım.
-uykuyu severdi ama düzenli uyumazdı. günün her saatinde uyuyabilir, bi kaç gün uyumadan da kalabilirdi. 
-kendine değer vermediği zamanda etrafında kimse olmasını istemezdi. kıymetli olduğunu fark ettiğinde neşesi pür olurdu.
-farklı zevkleri vardı. yalnız kalmayı severdi bu işleriyle ilgilenirken de.
-güçlüydü hem de çok.
-esnemez kuralları vardı.
-düşe benzer inançları vardı. kimisi düş değil gerçekti aslında. gerçek olduklarını o da bilirdi. 
-onun da dediği gibi ''dilinden anlayana''ydı.



2 yorum:

yerdenuzak dedi ki...

Lafbazdı& esnemezdi, en çok böyleleri mi can yakar yoksa en çok böylelerine mi vurulur bu yalnızlık?Bilemedim...

hypnos dedi ki...

bu açıdan düşünmemiştim hiç. yeniden tarttım ve haklısın yerdenuzak. her ikisi de var aslında.

Yorum Gönder